Bana Felsefe Yapma Çocuk!

36 enlem, 30 boylam koordinatlarında yaşayıp, felsefeye alışkın olmayanların yakın zamanda çokça kullanacakları cümle bu yazımızın başlığı olabilir. Çünkü geçtiğimiz günlerde Antalya’da ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri için Türkiye’de ilk olan bir felsefe oditoryumu açıldı. Dünyada sadece Harvard, Cambridge Üniversitelerinde yer alan, Türkiye’de de Antalya Bahçeşehir Koleji’nin 600 metrekarelik, sadece felsefe eğitimine ayrılmış bir alana öncülük etti.

Bahçeşehir Koleji, Antalya şubesi, Felsefe Oditoryumu

Oditoryumlar Antik Yunan ve Roma dönemlerinde hakikat arayışının merkezi konumundalar. Bahçeşehir Üniversitesi’nin açtığı felsefe oditoryumu da özel olarak tasarlanmış sutünlar, rölyefler, masalar, sandalyeler, kitaplıklar ve hem Batı hem Türk İslam Sentezi’ni örnekleyen tablolarla faaliyet gösteriyor.

BUEK Başkanı Enver Yücel; “Felsefe hocalarımızla konusu her zaman ve yalnızca ‘eğitim’ olan sayısız sohbetim oldu. Bu sohbetlerde ülkemizin eğitim çabasında en çok gereksinilen şeyin, telaştan uzak bir dikkat, titizlik ve dinginlikle eğitimi sahiden düşünmek olduğunu kavradım. Türkiye, eğitimin sayısal gereklerini çoktan halletti ve bundan sonra da kolayca halledebilir; okullar açmak, bilgisayarlar almak, hatta çocuklara şunu ya da bunu öğretmek işin kolay yanı. Eğitim denince akla sınavdan başka bir şeyin gelmiyor oluşu çok hazin. Amacımız düşünmeyi kendine dert edinen, eleştirel, yaratıcı, irdeleyici ve değerleri konusunda bilinçli bir toplum yaratmak” demiş. Daha ne desin? 🙂

Doç. Dr. Çetin Balanuye oditoryumun konsept tasarımında görev almış, Akdeniz Üniversitesi, Felsefe Bölümü hocalarından. Oditoryumu şöyle anlatıyor: “Öğrencilere düşünmek önemlidir ve aceleye gelmez. İşitmek, tartışmak, geliştirmek ve giderek daha doğru öğrenmek için buradayız.

TOPLUMUN ÇOĞUNLUĞU FELSEFEDE HANGİ NOKTADA?

Sanırım dilimize yerleşmiş olan ve anlamadığımız birkaç kelimeden sonra şaps diye yapıştırdığımız “Bana felsefe yapma!”, “Amma felsefe yaptın ya!” cümlesi felsefe konusunda derinliğimizi fazlasıyla özetliyor. Peki bu felsefe nedir? Felsefi düşünce neyin nesidir?

Felsefe, düşünen insan işidir. Tarih boyunca var olmuş hangi topluma bakarsak bakalım beğeniriz ya da beğenmeyiz birçok şey düşünmüş ve pratik ya da toplumsal birçok şey ile uğraşmış, varolan bilgilerin üstüne eklemeler yaparak yeni şeyler ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu süreç aynı zamanda düşünme biçimi, sistemleri de geliştirmektedir. Bir olaya, nesneye, çevremizde olan bitenlere enine boyuna, baştan sona bir bütün olarak ele alma becerisini bize kazandırır. Felsefenin insanı ulaştıracağı en kapsamlı düşünme biçimini kavramsal düşünme olarak adlandırabiliriz.

Kavramsal Düşünme birçok olay, olgu ve durumu birleştirip zihin dünyamızda bir bütün olarak ortaya çıkartma eylemi denilebilir. Immanuel Kant “Kavramsız algı, kördür” der. Yani biz kavramsal düşünemiyor ya da kavramsal olarak hiç düşünmemiş olsaydık dünyayı sadece duyup, görüp ve dokunup algılar bu duyuların üstüne hiç düşünmeden ve yeni şeyler ortaya koymadan göçüp giderdik. Kavramsal düşünme insana ağaç, ateş, balta, demir, bıçak gibi alakasız gibi görünen birçok kavramı kullanarak kağıt elde etmemizi sağlamış. Bugünde durmaksızın binlerce eski icadın üzerine düşünerek, yeni birçok şey ortaya koymaya çalışıyoruz.

Kavramsal düşünme, üzerine düşünme sadece insana özgüdür fakat sadece insanın yeni bir şey icat etmesi ile sınırlandırılamaz tabi ki. Jean-Paul Sartre, “Özgürlük bilinçten doğar” derken insanın kendi üzerine düşünmesinin önemini de üstü kapalı olarak anlatmış olsa gerek. İnsan “özne” ya da birey olmak için icat üzerine “yığın olarak” düşündüğü gibi kendisi üzerine de “bir bilgi yığını olarak” düşünme eylemini gerçekleştirir. Boş bir kağıdı doldurmak gibi, zihnin boşluklarını, hayatın boşluklarını kendisi üzerine düşünerek tamamlayan insan ancak “birey ya da özne” olabilir.

Birey olmayan insanın ise kendini ifade etme güçlüğü çekmesi kaçınılmaz. (Bunun kitap okumak, yeni şeyler deneyimlemek gibi birçok şeyle ilgili olduğu yadsınamaz.) Olayların neden-sonuç ilişkisini kuramaz. Kendini savunacak bir alanı yoktur çünkü kendisine özel bir alan yaratmamıştır. Başkalarının verdikleri ile oluşturduğu dünyası, yine başkalarının savunacağı bir alandır. Yeni bir şey ortaya koyması beklenemez. Sorumluluk alması ve herhangi problemin neden sonuç ilişkisini kurması zordur.

BUNLARIN İLKOKUL, ORTAOKUL YA DA LİSE ÖĞRENCİSİ İLE İLGİSİ NEDİR OĞUZ?

Tüm bu felsefi süreç her yaşta oluşturulabilir kuşkusuz fakat ilkokul, ortaokul ya da lise sürecinden başlayarak çocuklara etik, ahlak, varlık, doğru, yanlış, varlık nedeni, eleştirel düşünme, çapraz düşünme, neden-sonuç ilişkisi gibi kavramlar üzerine düşünüp, yeni filizler ile tüm bu genel problemleri genişlemesini beklemek daha gerçekçi olacaktır. Tüm bunlar bir insan hayatının daha iyi, nitelikli ve dolu dolu yaşanmasına katkıda bulunacağın düşünüyorum. Çünkü ben bu kavramlar ile lise dördüncü sınıf ve üniversite başlangıcında tanışabildim. Oturup okumalar gerçekleştirdim, üzerine düşündüm fakat hala elle tutulur bir yetkinliğe ulaşabildiğimi düşünmüyorum. Küçük yaşlarda bu kavramları tanıyıp, üzerine düşünmek, hem toplum, hem birey özelinde bizi geliştireceğine kuşku yok.

“ÖĞRENCİLERE DÜŞÜNMEK ÖNEMLİDİR VE ACELEYE GELMEZ.”

Oditoryumun kuruluşunda da görev alan Doç. Dr. Çetin Balanuye’nin basın açıklamasında yer alan bu sözleri bana başka bir toplumsal durum hakkında düşünmeye sevk etti. O da içinde yaşadığımız ve olduğunu anlamakta zorlandığımız “şok hali”.

Benim ilk kez Ünsal Oskay’ın kitaplarında okuduğum, literatüre “şok doktrini” olarak geçen Naomi Klein’in, 1950’lerde, ABD’de bireylerin üzerinde yapılan hafıza silme ve şoklama deneyleri olarak özetleyebileceğimiz bir kavram. Bireylerin duyusal yoksunluğu, eleştirel düşüncenin kaybı, düşüncelerin bulanıklaşması, üzüntü, neden-sonuç ilişkisinin kurulamaması gibi birçok sonuçları olan deneylerin ardından kişilere istenilen mesajın, durumun, davranışın yaptırılması için kişinin düşün dünyası yeniden kurulur.

21. yüzyıl dünyasında düşünmek, düşünmek ve daha da düşünmek maalesef çok zor. Enformasyon bombardımanı ile düşünme eylemi Twitter’da akışımıza düşen ikinci bir tivitin süresi ile sınırlı. Herhangi bir şey üzerine düşünmek neredeyse imkansız. Televizyon, telefon, tablet, bilgisayar, internet, reklam, tivit, stories gibi birçok şeyin akışına kapılmış insanoğlu şok doktrininde olduğu gibi neyin neden olduğunu anlamadan bir sonraki şoka geçerek, bir öncekini unutuyor. Ve bu unuttuğu şeyin ne olduğunun düşünmesine bile fırsat verilmiyor.

Tam bu günlerde, öğrencilere düşünmenin önemini ve aceleye gelmeyeceğini küçük yaşlardan anlatmak, uzun vadede toprakta yeni fidanların filizleneceğinin habercisi sayılabilir.

Bir Cevap Yazın